İstanbul’u kurtaracak daha çılgın bir tayyipyen proje olabilir mi?

Neden olmasın? Saçmalık eşiği bu kadar yüksek olduğuna göre, ben de kendimi işkembeden proje atmak konusunda yetkin ve yeterli görebiliyorum… Ne de olsa birilerinin “neden” ya da “nasıl” diye sormadan inanabileceğini gördük. Hatta çoktan seçmeli projeler üretebilirim. Üretilebilir. Üretebiliriz. Nitekim;

a. İstanbul’un semtleri  xkapı, yköy, vs. isimlerle adlandırılmasın; Finansköy, Tekstilköy, Medikalköy, vs. olarak değişsin. Herkes kendi işi ile ilitili köyde ikamet etsin. Hizmet alınacak konuya göre işi düştükçe diğer semte gitsin. Her köyde temel ihtiyaçlar için bakkal da olsun, banka da olsun, poliklinik de olsun, butik de… ama çoğu -zaten her mahallede var olan- AVM’lerde toplansın. Haricinde köye atfedilen sektörden farklı sektörlerde hizmet veren 30 metrekareden büyük mağazalar/ofisler yasak olsun. Örneğin; ben İletişimköy’deki evimden işime on dakikada mutlu huzurlu gidip geliyorken, reklamverenler toplantılar için bizim köye gelsin gitsin. Kedimin aşısını kendi köyümde yaptırabileyim de burun ameliyatı olacaksam Medikalköy’e gitmek zorunda olayım. Böylece her köyün kendi belediyesi de olacağından, hangi sektörün ne derece ahlaklı ve verimli odluğu da ayan beyan ortaya çıksın. Medyaköy’ün vay haline…

b. Toplu taşıma araçları sağ şeritten çıkamasın, halk otobüslerine zinhar sollamak yasak olsun. Önümüze atamasınlar, asabımı bozmasınlar. Bu kurala uymayan toplu taşımacılar, toplu taşlansın. Benzer şekilde her şirket kendi çalışanları için onar yirmişer servis tahsis edemesin, servis şirketleri organize olsun ve merkezileşsin. Ne yani, şirket servislerinde gizli şirket sırları mı konuşuluyor ki böyle Maslak’a 100 servis, içinde 3′er kişiyle geliyor. Sağ sapaklarda ve kavşaklarda toplu taşıma araçlarının geçiş önceliği olsun.

c. Birkaç reel sektör ve ona bağlı yan sektörler özel sübvansiyonlarla taşındırtılsın. Örneğin; tekstil sektörü ve ona bağlı iplik, konfeksiyon, vb. atölye ve fabrikaları Çanakkale’ye taşınsın. Ne olur, orada lojistik derdi de olmaz. Bu sektörlerden boşalacak yerlere göç alınmasın, talan edilmesin ama Ali Ağaoğlu gibi amcalara orman arazilerini vereceklerine oraları versinler, ağaç kesilmesin.

d. İstanbul’da on yıl yeni alanlarda inşaat izni verilmesin. B1, B2 ve dahi B12 gibi şeyler bir daha duyulmasın, üçüncü köprü sevenlerine girsin. Deprem dayanıklılığı kontrol edilmemiş binalara bir yıl süre verilsin, çürükler ve denetlenmeyenler bir yıl sonra kamulaştırılsın ve ancak buralarda inşaat yapılabilsin.

e. Bir hanenin en fazla iki otomobil satın alma hakkı olsun. Daha fazlası için artan oranlarda vergi uygulansın. Otomobil sahipliği için ehliyetten fazlası gereksin; vergi yüzsüzleri, düşük kan şekeri sorunu olup da oruç tutanlar, şiddete bağlı suçlardan sabıkaları olanlar, yılda otuz kereden fazla arabayı kullanmayacak olan kadınlar araç ruhsatı alamasın.

f. Oraya buraya köprü, tüp geçit, Haliç’ten kanal, gureba metrobüsler yapmaktansa Harem-Sirkeci hattı gibi feribot hatları oluşturulsun; İstinye-Kanlıca, Baltalimanı-Anadolu Hisarı, Arnavutköy-Çengelköy, Yenikapı-Maltepe arasında feribotlar çalışsın.

g. Asansör yollar yapalım. Tıkanan yol yerin dibine girsin, yeni gelenler yol boş sansın, bi’ trafik aksın. Ortalık sakinleşince asansörle aşağıdakiler yukarı çıkıp devam etsin. Bu arada aşağıda canları sıkılmasın diye asansör yolların bulunduğu yerlerde yer altı konserleri yapalım. Sedar Ortaç konserleri olsun, eller havaya olsun, yerin dibine girenler kendilerini şanslı hissetsinler. Ne şiş yansın ne kebap.

h. Ya da hiçbirini beğenmediyseniz şöyle yapalım, şu depremi beklemektense yapay deprem organize edelim. Ölsen ölsün, kalan sağlar bizim olsun. Sonra bakarız… Ama önceden haber vermeyelim, teyakkuza mahal olmasın. Bu yapay depremleri yılda bir filan yapalım ki bu strese dayanamayanlar ters göçe motive olsun, azıcık nefes alırız.

Yerse.


About this entry